Bugün sana kod yazarken beni nasıl bir ses dünyasının sardığından bahsetmek istiyorum. Çünkü bence herkesin kendine özgü bir çalışma ritmi var ve ben de yıllar içinde kendi ritmimi buldum.
Aslında müzik zevkim oldukça karışık. Bir anda Depeche Mode'un o elektronik melodilerinde kayboluyorum, sonra hemen ardından İsmail YK'nın "Bambaşka Biri"siyle kendime geliyorum. Hatta itiraf edeyim, Hilal Cebeci'nin "Kapına İpe İpe"si kod yazarken en sık açtığım şarkılardan biri. İnsan garip hissediyor biliyorum ama bu şarkıdaki ritim bana bir tür odaklanma hissi veriyor.
Ama asıl favorim Mustafa Keser'in "Yar Gelecek" klibi. Klitte adam sevdiği gelecek diye evi boyuyor ya, bazen ben de öyle hissediyorum. Müşteri demo'su gelecek diye bütün kodu baştan yazıyorum, temizliyorum, düzeltiyorum. Samimi heyecanı bana kendimi iyi hissettiriyor.
Müzikle aramdaki bu ilişkiyi zamanla keşfettim. Mesela zor bir bug'ı çözmeye çalışırken Korn dinlemek bana iyi geliyor. Sert gitar riffleriyle birlikte problemlere daha güçlü saldırıyormuşum gibi hissediyorum. Ama tasarım yaparken, CSS'le uğraşırken daha hafif şeyler dinlemek istiyorum.
Çalışma şeklim de buna göre şekillendi. Sabah bilgisayarın başına geçtiğimde önce bir şarkı açıyorum. Bazen Mustafa Keser, bazen Depeche Mode... İlk kahvemi yudumlarken müziğin beni nereye götüreceğini bilemiyorum. Bazen öyle dalıyorum ki koda, şarkının kaç kere bittiğini fark etmiyorum.
Telefonu sessize alıp, kendimi müziğin akışına bırakıyorum. Sesler arasında kod yazmak bana hiç de yalnız hissettirmiyor. Tam tersine, bir ekip çalışması gibi - ben kod yazıyorum, onlar da bana eşlik ediyor.
Belki senin de kendine özgü çalışma yöntemlerin vardır. Belki sessizlikte çalışmayı seversin, ya da farklı müzikler dinlersin. Önemli olan kendimize uyan yolu bulmak bence.
Ben bu yolu buldum gibi - biraz Queen, biraz İsmail YK, bolca da Mustafa Keser'le. Hayat zaten yeterince ciddi, biraz müzikle renklendirmekten kimseye zarar gelmez.
Kendine iyi bak, bir sonraki yazıda görüşmek üzere.